içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İDLİB/PKK/ABD - Dr. Muğlu’dan çok konuşulacak sözler

Güvenlik ve Terör Uzmanı Dr. İmbat Muğlu, “İdlib meselesi önümüzdeki dönemde Türk-Rus ilişkilerini olumsuz yönde etkileyeceğe benziyor” dedi.

İDLİB/PKK/ABD - Dr. Muğlu’dan çok konuşulacak sözler
Haberi Sesli Dinle

 

ABD’nin Suriye konusunda Türkiye’ye yaklaşmasını, “Türkiye - Rusya ilişkilerinin üst düzeye çıktığı dönemde Amerikan Büyükelçisi, ‘Bir şekilde Türkiye ve Rusya arasındaki Soçi Mutabakatı'nın fişini çekeceğim’ demişti. İşte bütün cevap bu fişte. Başka söze gerek yok…” diyen Dr. Muğlu, sorundan çıkış için şu öneride bulundu:

“Türkiye’nin bence bu süreçte başka bir yol arayışına girmesi yerine içerde 82 milyon halkı ile birlik ve beraberlik ruhunu geliştirerek, ötekileştirme ve ayrılıkçı hareketlerden uzak durması ve komşu coğrafya ile ilişkileri yeniden gözden geçirerek sulh çözüm yol arayışına girmesi gerekir.”

ManşetHaber’in Dr. İmbat Muğlu’ya soruları ve cevaplar…

İdlib’de durum nereye doğru gidiyor? İlan edilmemiş bir savaş mı, yüksek yoğunluklu çatışma mı?

Son bir haftadır Suriye rejim ordusunun saldırıları sonucu İdlib'de Türkiye 13 asker ve 1 sivil vatandaşını kaybetti. Türkiye Astana ve Soçi mutabakatlarına bağlı kalmasına rağmen, Rusya ve İran destekli rejim mutabakatı Mayıs 2019 ‘dan beri askıya almış ve İdlib halkına zulme devam etmiştir. Ölüm ve zulümden kaçan yaklaşık 2 milyon İdlibli şuan sınırda Türkiye’nin yardımları ile hayatlarını idame etmekteler. İdlib’de Esed rejim ordusu ve Türkiye ilk defa karşı karşıya geldi. Türk Silahlı Kuvvetleri şehitlerimizin kanını yerde bırakmadı misli ile karşılık verdi. Rejim güçlerine Şubat sonuna kadar gerginliği azaltma bölgesinden çekilme uyarısını yapan Türkiye, bundan sonraki süreçte izleyeceği askeri ve siyasi adımları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamayla duyurmuş oldu.

TÜRKİYE - RUSYA İLİŞKİLERİ

Türkiye ile Rusya arasında, iyi ilişkilerin ardından, İdlib ve Libya meseleleri sonrasında soğuk rüzgarlar esiyor. Bu bir dönüm noktası mı yoksa geçici bir sorun mu?

Rusya destekli rejim ordusunun İdlib’e yapmış olduğu son kanlı saldırıları ve TSK gözetleme noktalarına taciz ateşleri sonrası Türkiye ilk tepkisini 2 Şubat tarihinden bu yana Rusya ile birlikte ortak devriyeye katılmayarak göstermişti. Bu tepkiler devam ederken Türkiye Astana ve Soçi Mutabakatı çerçevesinde gözlem noktalarına takviye lojistik ve personel ikmali yaparken, TSK’nın konvoyuna rejim unsurları tarafından topçu ateşi ile saldırı gerçekleştirildi ve 8 TSK mensubu Şehit olmuştur. Bu olayın akabinde Türkiye misli ile cevap vermişti. Kısa bir süre sonra rejim tekrar saldırıya geçmiş ve 5 TSK mensubu şehit olmuştu. Bu olayların arka planında Esed rejimini destekleyenin Rusya olduğu kesinlik kazanması ile Türkiye diplomatik olarak gerekli uyarıyı yapmıştır. İdlib meselesi önümüzdeki dönemde Türk-Rus ilişkilerini olumsuz yönde etkileyeceğe benziyor.

ABD ve NATO’dan İdlib’deki saldırılardan (Türk Ordusu’na) sonra taziye mesajları, Ankara’ya destek açıklamaları geldi. Bunu nasıl okumak lazım?

ABD’nin İdlib meselesine şu pencereden bakınca aslında herşey açık ve net. Türkiye’nin sınır ötesinde PKK/YPG’ye karşı yapmış olduğu tüm operasyon ve faaliyetlerde tavrını ve tarafını terör örgütüne yana kullanan ABD, Rusya destekli Esed rejim askerlerinin TSK mensubu askerlerine saldırısında hemen sonra taziye mesajları yayınlamalar ile birlikte sözde Türkiye yanlılığı taraf devreye girdi. Şimdiye kadar terör örgütünün kurşunu ile yurtiçinde 10 binlerce, sınırötesinde, özellikle Suriye’de 100‘lerce askerimiz şehit edildi. ABD bunca yaşanmışlıkların hangisinde başsağlığı diledi ve NATO’yu göreve davet etti? S- 400, ekonomik ve stratejik gibi anlaşmalarla Türkiye - Rusya ilişkilerinin üst düzeye çıktığı dönemde Amerikan Büyükelçisi, “Bir şekilde Türkiye ve Rusya arasındaki Soçi Mutabakatı'nın fişini çekeceğim’’ demişti. İşte bütün cevap bu fişte. Başka söze gerek yok…

SİVİL KATLİAMLAR, GÖÇ

Gelinen nokta Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı bölgelerindeki TSK varlığını, durumunu nasıl etkiler?

Soçi ve Astana mutabakatlarında belirlenen İdlib’deki çatışmasızlık alanında bulunan gözetleme ve kontrol noktalarımız aslında da Astana’nın bir tarafı olan Suriye’nin de kabul etmiş olduğu alanlardı. İdlib meselesine Türkiye özelinde baktığımızda karşıma birden çok ve çözümü ağır ya da imkansız sorunlar çıkmakta. İdlib’in Suriye Savaşı'nda son sahne olacağı kuvvetle muhtemel. Rejim ve ortaklarının yapmış olduğu sivil katliamlar ile yeni bir göç dalgası Türkiye’ye doğru olacaktır. İdlib’in düşmesi ile siviller ya Afrin'e geçecek ya da Türkiye'ye sığınacak. Örgütlerin saldırı ve savunma hatları önemli ölçüde sivil yerleşim alanlarında olması nedeniyle çatışmalarda sivil kayıpların çok olacağı anlamına geliyor.

İdlib düşerse Türkiye açısından 2016 yılından itibaren DEAŞ, PKK/YPG gibi terör örgütlerinden arındırılmış Fırat Kalkanı, Zeytindalı ve Barış Pınarı harekat alanlarındaki kazanımlar da tehlikeye girebilir. Çünkü Esed rejimi uzun süreden beri PKK/YPG terör örgütünü İdlib’e yapılacak kara harekatında kullanmak için görüşmeler yapmaktadır. Türkiye’nin İdlib’de bulunan 12 gözetleme noktasındaki Mehmetçik ve Suriye güdümündeki PKK/YPG ile karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdır. Çünkü terör örgütü PKK/YPG Esed rejimi, İran ve Rusya’nın da vereceği destek ile İdlib sonrası, Afrin’e saldırıya geçme planları yapacaktır. Afrin ile başlayan bu saldırılar yakın gelecekte Türkiye’nin desteklediği ÖSO’nun elindeki diğer bölgelere de sıçrayacaktır. Bu sıçrama ile başta ABD olmak üzere Rusya, İran ve BM Türkiye’yi yalnız bırakacaktır.

83 MİLYONUN BİRLİĞİ

Eğer bir yol ayrımında isek, Ankara’nın yolu Avrasya mı olmalı, Batı dünyası mı?

Türkiye’nin bence bu süreçte başka bir yol arayışına girmesi yerine içerde 83 milyon halkı ile birlik ve beraberlik ruhunu geliştirerek, ötekileştirme ve ayrılıkçı hareketlerden uzak durması ve komşu coğrafya ile ilişkileri yeniden gözden geçirerek sulh çözüm yol arayışına girmesi gerekir. Muhalefet ve iktidar bu dönemde özellikle dış politikada ortak hareket etmelidir. Sulh arayışı dışardan önce içerde olmalıdır diye düşünüyorum.   

PKK ÖRGÜTÜNÜN İZLEDİĞİ YOL

PKK örgütü için “Kürt düşmanı” diyorsunuz. Bunu sadece pratiğinden yola çıkarak mı söylüyorsunuz, yoksa bu değerlendirmenin arkasında “kripto” bilgiler de var mı?

Terör örgütü PKK'nın hem maddi hem manevi olarak Kürtlere yaptığı zulüm, bugüne kadar hiç kimse tarafından yapılmamıştır. PKK yüz binlerce Kürt genci ya zorla ya da farklı yöntemler kullanarak kadrolarına dahil ederek her fırsatta İslami değerlere hakaret ederek önce İslam düşmanı dinsiz bir gençlik, sonra vatanına milletine ihanet içinde olan bir gençlik yetişmesine sebep oldu. Sözde Kürtleri savunduğunu ifade eden PKK terör örgütü, en fazla zararı Kürt halkına veriyor. Terör örgütü PKK ve uzantıları sadece Türkiye’de değil, İran’da, Irak’ta ve Suriye’de yaşayan Kürtlere yönelik uygulamaları hep şiddet ve kanlı olmuştur. Özellikler Suriye’deki iç savaştan önce kimlikleri dahi olmayan Suriye Kürtleri, PKK eliyle yerlerinden, yuvalarından edildi. Suriye'de “Kimliksiz Kürtler” üzerinden propaganda yürüten PYD/PKK, bu kimliksizliğin tek müsebbibi olan Esed rejimi ile hep işbirliği içinde oldu bir nevi rejime bekçilik yaptı. PKK zulmünden kaçan Kürtlere Türkiye kapılarını açtı ve misafir etti. PKK terör örgütü Güneydoğu da insanların evlerine girip orayı barikat ve sığınak olarak kullandı. Çocukların top oynadıkları sokaklara hendekler açtı ve döşedikleri mayınları ya da tuzakladığı el bombalarını oyuncak sanan çocukların ölümüne sebep oldu. Şimdi soruyorum size  PKK ve sevicileri bu kadar acı yaşattığı ve bunca derdi reva gördüğü insanların temsilcisi olabilir mi?

“Yurtta sulh, cihanda sulh” politikasının ardından, Türkiye’nin başta Ortadoğu olmak üzere dünyada aktif bir öğeye dönüşmesi fayda mı getirmiştir, zarar mı?

Türkiye 2000’li yıların başından itibaren ilk 10 yılda hem ekonomi ve teknoloji yönünden, hem de   sosyal refah ve kalkınma açısından belki de Cumhuriyet tarihinin en zirvesini yaşadı. Bu büyümeye paralel olarak hem içerde hem de dışarıda başta komşuları ve Ortadoğu halkları ile güzel ilişkiler kurdu. Kurulan ilişkiler Mısır’da başlayan ve tüm Ortadoğu’yu saran ‘’Arap Baharı’’ ile kesintiye uğramıştır. Arap Baharı’nın Türkiye’nin sınır komşu ülkelerine sıçraması ile Türkiye’nin Ortadoğu’daki konumu ve önemi artmış, bununla birlikte Türkiye adeta karar merci olmuştur bu devletler için. Türkiye’nin almış olduğu bu sorumluluklar hem ekonomik olarak hem de stratejik olarak yormuştur.

IŞİD'İN UYUYAN HÜCRELERİ

Türkiye’de “IŞİD’in uyuyan hücreleri” olduğu, bir efsane mi? Yoksa bunun bir gerçeklik payı bulunuyor mu?

Suriye başta olmak üzere başka birçok ülkede IŞİD terör örgütünün uyuyan hücreleri olduğu aslında bilinmekle birlikte birçok ülke yokmuş gibi davranmaktadır. Varolanı görmezden gelen ülkelerin ortak kaygısı yada korkusu IŞİD terör  örgütü mensuplarının ülkelerini  kana bulunması düşüncesinin yüksek oranda hasıl olmasıdır. Ayrıca Suriye rejimi ve PKK/YPG terör örgütlerinin hapishanelerinde 100 binlerce IŞİD’li bulunmaktadır. Son dönemde rejim hapishanelerde tuttuğu IŞİD’li teröristleri rejim güçlerine dahil ederek İdlib’e saldırılarda kullanmaktadır.

MUSTAFA AKINCI'NIN SÖZLERİ

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın The Guardian’a söylediklerinin, Akdeniz’deki petrol arama kriziyle, dolayısıyla uluslararası çıkar çatışmalarıyla ilgisi var mı? Varsa Akıncı nerede duruyor?

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “Kıbrıs'ta çözüm federasyondur. Aksi halde, KKTC bölümünü Türkiye ilhak edebilir. Tayfur Sökmen olmayacağım” şeklindeki skandal ifadeleri kesinlikle kabul edilemez. Aslında Akıncı’nın yaptığı ilk gaf değildi. Ama bu sefer yapılanlar planlanmış ve programlanmış ustaca kullanılmış cümlelerdi. Türkiye’nin hem yurtiçinde hem de sınır ötesinde yaptığı başarılı operasyon faaliyetlerinin olduğu bir süreçte bu tarz bir yaklaşımın tabii ki de olağan bir çıkış veya seslenişin olmadığı apaçık ortada. Türkiye’nin Akdeniz’de deniz sınır komşusu Libya  Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile 27 Kasım'da imzaladığı askeri ve güvenlik işbirliği anlaşması, ayrıca Türkiye'nin Fatih ve Yavuz sondaj gemilerini Kıbrıs açıklarına göndermesi ve geminin  bölgelerde doğalgaz aramalarına başlaması, Rum kesiminin yanısıra Yunanistan, Avrupa Birliği, Rusya, Mısır, İsrail ve ABD'nin tepkisiyle karşılaşmış olduğu bir dönemde  KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı'nın açıklamalarını 'talihsizlik'  ve “kabul edilemez” olarak değerlendiriyorum. Kısacası ‘’Türkiye olmazsa, Kıbrıs olmaz’’ diyorum.

ERBİL'DE İDAM KARARLARI

Erbil’de Türk diplomata suikast düzenleyenlerden 2’si geçtiğimiz gün idam cezasına çarptırıldı. Ancak olay karanlıkta kaldı. Bugünden o günlere dönüp baktığınızda, gerçek fail olarak, perde arkasında hangi gücü görüyorsunuz?

Türkiye’nin Rusya ile yaptığı askeri ve ekonomik işbirliğinin olumlu yönde ilerlemesi başta ABD olmak üzere bir çok uluslararası güç odakları tarafında genel kabul görmediği gibi ABD S-400 ve F-35 gerilimini ortaya çıkardı. Türkiye’nin dış politikada birçok cephede uğraş verdiği bir dönemde Erbil’de böyle olayın meydana gelmesi beraberinde “suikast” iddialarının yanısıra olay günü aynı lokantada IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’nin yeğeni ve Salahaddin Grubu Genel Müdürü Metin Dilovan Barzani’nin de bulunması olayı farklı birçok soru işareti ile gündeme getirmişti. Bizler bu sorulara cevap ararken 11 Şubat’ta Erbil 2. Ceza Mahkemesi, Türk diplomat Osman Köse'yi şehit edenlerden 2'si için idam kararı aldığını bildirdi.

PORTRE / Dr. İmbat MUĞLU

1976 yılında Kars’ta doğdu. Üniversiteden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nde muvazzaf asker olarak görev yaptıktan sonra malulen emekli oldu.

Güvenlik ve terör uzmanı olarak yurtiçi ve yurtdışında binlerce konferans ve seminer verdi.

“Etnik terör” ve “Türkiye’ye yönelik sınır riskleri” ile “Türk-Kürt kardeşliği” konularında çok sayıda makale yazdı, incelemeler yayımladı.

Tarih: 14-02-2020

FACEBOOK YORUM
Yorum