смотреть порно онлайн

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Kani Beko: Türkiye, OECD ülkelerinin sonuncusudur!

CHP İzmir milletvekili ve Önceki Dönem DİSK Genel Başkanı Kani Beko Türkiye'nin gündemine dair önemli açıklamalarda bulundu.

Kani Beko: Türkiye, OECD ülkelerinin sonuncusudur!

 

Milletvekili Beko Gazeteci Hüseyin Bekar'a konu ile ilgili şu açıklamalarda bulundu:

 

Türkiye’de son 20 yılda sendikaların geldiği durum nedir?

Sendikalaşma konusu bizim açımızdan çok önemlidir. Fakat ne yazık ki; Türkiye, en kötü sendikalaşma oranı ve düşük toplu iş sözleşmesi kapsamıyla OECD ülkelerinin sonuncusudur. AKP iktidarı süresince, işçiler, emekçiler hiç olmadıkları kadar esnek istihdam biçimleri ile çalıştırılırken, kuralsızlık kural haline gelmiş ve bu çalışma ilişkisi güvencesizliği derinleştirmiştir. Her alanda olduğu gibi emek dünyası da; yandaşlar ve diğerleri arasındaki ayrımların keskinleştiğine şahitlik etmiştir. Gerçek sendikacılık zayıflarken yandaş sendikacılık hormonlu biçimde büyütülmüştür. Sendikalaşma oranı yüzde 14’lere gerilemiştir. Ancak hatırlatmak isterim ki; Türkiye'de sendikal hak ve özgürlüklerin anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. O nedenle de, genel anlamda sendikalaşmanın önündeki tüm engeller en kısa sürede kaldırılmalı ve işçi, memur, emekli tüm kesimlerin sendikal hakları korunmalıdır.

 

Son dönemde yaşananları baz alırsak, Türkiye ile diğer ülkeleri karşılaştırdığımızda içinde bulunduğumuz durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Yıllardır işsizlik, eşitsizlik, yokluk ve açlık dışında bir şey getirmeyen bir iktidar ile karşı karşıyayız. Sermayenin kısa ve uzun vadeli çıkarları tek muteber seçenek kılınmış, yüceltilmiş; özelleştirme ve bireysel çıkar kriz dönemi olsun veya olmasın, hep ön planda tutulmuştur. İlaveten, bilgiyi, bilimi bir hedef değil araç gören bir yönetim sergilemişlerdir. Bu politikaların sonuçlarını artık herkes biliyor. AKP’nin 18 yıllık iktidarında binlerce işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir. Madenler, tersaneler, inşaatlar kitlesel işçi kıyımlarının acı tanıkları olmuştur. En az 25 bin işçi iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetmiştir. Binlerce emekçi ise yaralanmış, meslek hastalıklarından kırıma uğramıştır.  İster ülke içinde olsun isterse küresel planda zengin zenginleşirken, yoksulluk ve yoksunluk derinleşmiştir. Bugün işsiz sayımız 95 ülke nüfusunu geçmiş, işsizlik kadın, erkek, genç tüm yurttaşları pençesine almıştır. Kısacası emek hareketi ve emekçiler, bugün içine sürüklendiğimiz “Mafya-Siyaset-Sermaye” üçgeninde büyük yaralar almıştır. Fakat bizim mücadelemizde umutsuzluğa yer yoktur. İlk seçimde tüm bu düzeni değiştirecek, emeğin iktidarını hayata geçireceğiz.

 

Covid-19 salgınında emek mücadelesi nasıl etkilendi? Çalışanların hak kayıpları oldu mu?

AKP iktidarının politikaları sonucunda, Covid-19 pandemisi sürecinde fabrikalarda ve kalabalık yerlerde çalışan işçiler virüsle baş başa bırakılmış ve ne yazık ki emekçiler işi ile sağlığı arasında kalmıştır. Bu süreçte milyonlarca işçi her gün işe gitmeye devam etmiş, toplu ulaşım araçlarını kullanmış, İşyerlerinde, fabrikalarda yan yana çalışarak ölümle, hastalıkla yüz yüze kalmışlardır. Saray, salgının başladığı ilk günden itibaren işçi sınıfı ve yoksul halkları görmezden gelmiş, onları ölümün ve hastalığın pençesine terk etmiştir. Pandemi döneminde Covid-19, Meslek Hastalığı sayılmamış Baraj altında kalan 15’e yakın sendika toplu sözleşme yapamamış işçiler mağdur olmuşlardır. Bu çok acı bir süreç olmuştur ve bu dönemde işçiler emekçiler hayatlarını kaybetmişlerdir. AKP ve Saray bu durumun hesabını vermelidir.

 

Kısa Çalışma Ödeneği 30 Haziran’da sona erdi, fakat salgın devam ediyor, bu ödenekten yararlananlar nasıl yol alacaklar?

Cumhurbaşkanın son açıklamasında da belirtildiği üzere, hükümet salgın kısıtlamalarını birer birer kaldırıyor. Salgın döneminde uygulanan kısa çalışma ödeneği (KÇÖ) ile işten atma yasağı ve ücretsiz izin uygulamasında da süre 30 Haziran’da doldu. Son kez uzatıldığı vurgulanan kısa çalışma ödeneğinin kesilmiş olması, henüz salgının olumsuz etkilerinden kurtulamayan birçok kişiyi, işçiyi işvereni olumsuz bir şekilde etkileyecektir.

İşten çıkarma yasağının kaldırılmasını da beraberinde getirecek olan bu durum birçok insanı zora sokacak, işsizlik daha da çok artacaktır. Halen ülkemizde 10 milyona yakın işsizin olduğunu biliyoruz. Dünyada 95 ülkenin nüfusundan daha fazla kişi demektir bu.

Kısa Çalışma Ödeneğinin sona ermesi ile birlikte, pandemi koşullarında zaten açlıkla, yoksullukla boğuşan milyonlar bir kez daha açlığa, sefalete terk edilecektir. Durumun ciddiyetine tüm yetkililerin dikkatini çekmek isterim.

Üstelik kısa çalışma ödeneğinin verildiği zamanda, bu kişilerin SSK primleri yatırılmadığından dolayı önümüzdeki dönemde başta kendileri ve onlarla birlikte aileleri de sağlık sorunlarıyla uğraşacaklardır.

Kısa çalışma ödeneği alan kişiler, açlık sınırı 3 bin TL’ye yakın, yoksulluk sınırının 8 bin TL’yi geçtiği bir süreçte zaten zar zor geçiniyorlardı.

Kısa çalışma ödeneği kesilirse, bu insanlara iş bulamazsak, işsizlik fonundan da yararlanmazlarsa bu insanlar kara kışın ortasında evine ekmek getiremez konumuna geleceklerdir.

Dolayısıyla koşulları yeniden değerlendirmek ve bugünden sonrası için yeni bir planlama yapmak şarttır.

Pandemi sürecinde birçok insan da işini, gelirini ve ekmeğini kaybetti. Kimisi de pandemi yasaklarına uymayan işverenlerin haksız uygulamaları ile işlerinden oldular. Bu süreçte sendikalara üye olan işçiler, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymadıkları gerekçesiyle 25/2 maddesi çıkış kodu olan 29 ile işten atıldılar. Öncelikle bu işçiler tekrar işlerine dönmelidirler.

Bunun yanı sıra, 14 milyona yakın işçinin yaklaşık yarısı işini, gelirini kaybetti. Bu kayıplar mutlaka telafi edilmelidir.

Pandemi sürecinde yüzbinlerce çalışan da sözde işten atılmadı ama ücretsiz izne çıkarıldı. Bu uygulama sonucu mağdur olan işçilerin de hakları ödenmelidir.

Dünya Sağlık Örgütü “pandemi bitti” açıklaması yapana kadar kısa çalışma ödeneği devam ettirilmeli, hiç değilse 6 ay daha uzatılmalıdır. Ayrıca ödenen miktar en az asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır.

 

Türkiye’de çocuk işçiliğin durumu nedir ve iş kazaları hangi boyuttadır?

Sizin de bildiğiniz üzere; çocuk işçi çalıştırılması yasaktır. 4857 sayılı yasa. ILO kararları. Birleşmiş Milletler kararları da yasaklamaktadır.

Fakat ne yazık ki yasağa rağmen, ülkemizde çocuk işçilerin sayısı her geçen dönem daha da artmaktadır. Türkiye’de özellikle mesleki eğitim adı altında çocuk işçilik yasal hale getirilmiştir. Milyonlarca çocuk ‘’çıraklık’’ adı altında ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadır.

Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü nedeniyle açıklanan rakamlara bakınca, dünyada 160 milyon çocuk işçi bulunurken, Türkiye'de bu sayı resmi verilere göre 720 bin, sendikaların hesaplamalarına göre 2 milyonu aşıyor.

Pandemide okullar kapanınca bu sayı daha da artmıştır. Okullarda olması gereken çocuklar, tarlada, şantiyede, inşaatlarda çalıştırılmışlardır, bu durum yasalara aykırıdır ve kabul etmek mümkün değildir.

Üstelik Türkiye’de çalışma hayatı içerisinde çocuklar çalışırken iş cinayetlerine kurban gitmeye de devam etmektedirler ne yazık ki... Verilere göre

2013'te 59 çocuk,

2014'te 54 çocuk,

2015'te 63 çocuk,

2016'da 56 çocuk,

2017'de 60 çocuk,

2018'de 67 çocuk,

2019’da 67 çocuk,

2020’de 68 çocuk ve

2021’in ilk beş ayında 19 çocuk;

yani 2013 ve 2021 (ilk beş ay) yılları arasında en az 513 çocuk çalışırken hayatını kaybetti.

Bu durumu kabul etmek mümkün değildir. Yapılması gereken bellidir. Her şeyden önce ve ilk etapta çocuk işçiliği amasız, fakatsız ve derhal yasaklanmalıdır. Çocuk işçiliği ile mücadele sağlam bir yasal zemine oturtulmalıdır. Ağır yaptırımlara bağlanmalıdır.

Onurlu insanların yaşadığı saygın bir ülke olarak Türkiye, imzaladığı uluslararası sözleşmelere uymalıdır. Yurttaşı olsun olmasın çocuk işçiliğini önlemek için tedbirler alınmalı, destek programları yürürlüğe konmalı, çocuklarını zorla çalıştıran ailelere dönük çok geniş kapsamlı politikalar yürürlüğe konmalıdır.

CHP iktidarı çocuk işçiliğinin olmadığı, çocukların evden okula, parka, oyun alanlarına gittiği bir Türkiye vaat ediyor. En kısa zamanda da gerçekleştireceğiz, erken seçim ile birlikte.

İş kazaları konusu da AKP iktidarı ile birlikte benzer bir biçimde çok can yakıcı hale gelmiştir. Ülkemizde, her gün ortalama 6 işçi iş kazası sonucu hayatını kaybetmektedir.

2019 yılında 1736 işçi kazalar sebebiyle hayatını kaybetmiştir.

2020 yılında ise 2427 işçi yaşamını yitirmiştir ne yazık ki.

2021 yılının ilk 5 ayında ise en az 972 işçi yaşamını yitirmiştir.

Ülkemizde, kayıt dışı çalışmanın yüksekliği, kamu da ve özel sektörde taşeronlaşmanın yaygınlığı, sendikalaşma oranının düşüklüğü, mevcut iş müfettişlerinin sayısının ILO kriterlerinin altında olması, devletin yeterli düzeyde ve sıklıkta denetim ve rehberlik yapmaması, iş sağlığı ve iş güvenliğine yönelik idari ve adli cezaların caydırıcılıktan uzak olması, İşçilerin eğitimlerinin yetersizliği, ülkemizde iş sağlığı ve iş güvenliği kültürünün geliştirilmemesi, işverenlerin aşırı kar hırsı ile üretim zorlaması yapması gibi sebepler, ülkemizde iş kazaları sayısında rekorlar kırılmasına sebep olmuştur.

Tarih: 12-07-2021

FACEBOOK YORUM
Yorum